Aşk Mesajları 2012

2012-02-19 22:40:32

Sevgilim nerdesin, Gecenin bak kaçı olmuş, Ben hala aşkımıza nöbetteyim, Gözlerim dolmuş, içim burkulmuş, Ben senden hiç gidemedim ki Hala SENDEYİM...   Varlığınla başlayan bir günün yokluğunla bitmesine alışamadım, aklımda olduğunun yarısı kadar yanımda olsaydın hiç sensiz kalmazdım!   Kalbimdeki aşka, dudaklarımdaki gülüşe, akan gözyaşlarıma, yalnızca sen layıksın… Çünkü benim için çok özelsin aşkım...   Var mı daha ağır yük, hasreti çekmek kadar. Yaşama sebebimsin, ekmek kadar su kadar. Ayrılığın, hasretin her şeyin bir hazzı var. Seni anmak da güzel seni özlemek kadar…   Günden güne yok olmaktayım.  Bütün ışıkları attım bir kenara anlamıyor musun? Gökyüzü güneş olsa da sensiz yine karanlıktayım.Seni seviyorum Gözlerime bakabilir misin?...   Seni sevmek acıların en büyüğü olsa gerek. Seni düşünürken gözyaşı dökmek yaşanabilecek en büyük sevgi demek.   Ne dil yeter seni anlatmaya, ne göz kıyar sana bakmaya, ne ellerim dayanır sana dokunmaya, ne kollarım uzanır seni sarmaya, hiç ömür yeter mi? bir sen daha bulmaya bitanesi...   Zannetme ki gözlerim sana baktıkça bıkacak, ölsem de ruhum seninle kalacak, kapanırsa gözlerim senden önce bu hayata, inan ki son sözüm seni seviyorum olacak...   Dünyada 2 renk gül olsun, biri kırmızı diğeri beyaz. Sen beni unutursan kırmızılar solsun, ben seni unutursam beyazlar kefenim olsun...   Ben seni unutmak için sevseydim sana olan tutkumu kalbime değil, güneşin çıktığı zaman kaybolan buğulu camlara yazardım...   Yastığımla uykumu baş başa bıraktım, sırf seninl... Devamı

Ayazda Bİr Yürek

2008-05-16 10:35:02

Bu sabah beni uyandırmadan işe gitti. Giyindiğini duydum, ama kalkmadım. Kalkmak istemedim. Bir ara yataga eğilip bir süre yüzümü seyretti. Soluğunu hissettim. Uyumadığımı farketti sanıyorum. Ama birşey demedi. Gözlerim kapalıydı, ama yüzüme umutsuz bir hüzünle baktigini hissettim. Günlerdir dogru dürüst birsey konusamıyoruz. Birbirimizden saklanarak yaşıyoruz sanki. Oysa bir yıl önce ne büyük bir hevesle başlamıştık birbirimizi sevmeye... 5 aydır bende kalıyor. Günlük hayatın o basit, o bayağı ayrıntıları sevgimizi acımasızca kemiriyor. Ama o bu konuyu açmaktan ısrarla kaçıyor. Ne zaman ilişkimizin nereye gittiğini konuşmak istesem, ya konuyu değiştiriyor, ya kaçamak cevaplar veriyor... Kalktığımda mutfakta notunu gördüm: Sevgilim, öyle güzel uyuyordun ki, uyandırmaya kıyamadım. Bu gece işyerinde nöbetçiyim. Beni merak etme. Sevgiyle, yazıyordu... Notunu okuyunca gözlerim doldu. Bir bıçağın ucu kalbimde hafifçe gezindi sanki... Ona karşi hoyrat davrandığımı hissettim bir an. İlişkimizin sürmesi için asıl çırpınan oydu sanki. Bir de bana bu aralar çok ihtiyaci vardı. Başka bir eve taşınacak gücü yoktu. Asıinda ben de onu hayatımdan kolay kolay çıkaramazdım. Bir tek onunla huzur içinde uyuyabiliyordum. Bu sevginin en gerekli koşullarından biridir, bilirsiniz. Ama başka bir sevgiliyi, başka bir aşkı özlüyordum. Ve bu kentten uzaklara, çok uzaklara gitmek istiyordum. Hem onsuz uyuyamıyordum, hem de çok yalnızdım. Ben ondan uzaklaştıkça, o da benden uzaklaşıyordu. Uzaklaştıkça ruhumuz üşüyor, üşüdükçe de örtünüyor, birbirimizden gizleniyorduk. Gizlendikçe daha bir yalnızlaşıyorduk... Bütün gün onu düşünüp içtim. Başka hiçbir şey yapmadım. Akşam oldu. Şehrin ışıkları yandı. Kalktım internetimin başına geçtim. Aslında yaptığım büyük bir hataydı. Bu ilişkiyi tamamen bitirebilirdim. Ama nedense kendime karşı koyamadım. Ve internette onun sayfasına girdim... Sayfasının ismi Ayazdaki Bir Yürek'ti. Fransız yönetmen Claude Saute'nin bu film... Devamı

Bitmeyen Sevgi

2008-05-16 10:35:01

Genç adam ellerinde bir buket çiçek, sahile koşarak geldi... Gözleri şöyle bir sahilde gezindi, aradığını göremeyince ilk gördüğü banka oturup sevdiğini beklemeye başladı. Ellerinde yine her zamanki çiçeklerden vardı. Sevgilisinin en sevdiği çiçekler bunlardı. Kırmızı, kıpkırmızı, kan kırmızısı güller... Sanki dalından yeni koparılmış gibi tazeydiler, buram buram kokuyorlardı, sevgi kokuyor, aşk kokuyor en önemliside özlem ve hasret kokuyordu güller... Hepsinin üzerinde damlalar vardı. Sanki ağlıyor gibiydiler. Genç adam güllere baktı, sanki onlarla konuşuyormuş gibi, " Neden ağlıyorsunuz, bakın ben ne kadar mutluyum " dedi. Az sonra sevdiğini göreceği için kalbi yine deli gibi atmaya başlamıştı. Ne zaman onu düşünse, onunla buluşacağını hayal etse kalbi yine böyle yerinden çıkacakmış gibi oluyordu. Senelerdir birbirlerini sevmelerinde rağmen ikiside sevgisinden hiç birşey kaybetmemişti.. Onları hiç birşey ayıramazdı... Ne hasret, ne ayrılık, nede ölüm... Genç adam telaşla saatine baktı. Sevdiği yine geç kalmıştı, 1 dakika geç kalmıştı. Üstelik o, sevdiğini bekletmemek için dakikalarca önce koşarak geliyor, onu beklemeyi bile seviyordu. Oysa o her zaman bunu yapıyordu. Devamlı kendisini bekletiyordu. Herkesin bir kusuru olurmuş diye düşündü... Ve gözlerini önündeki uçsuz bucaksız denize dikti.. Denizin sonu yok gibiydi, tıpkı sevdiği kıza olan aşkı gibi denizinde sonu yoktu. Sonsuzluğa uzanıyordu...Aslında bugün onlar için çok özel bir gündü. Kendi aralarında sözleneceklerdi. Delikanlı öncebunu sevdiğine açmış, sonrada gidip 2 tane yüzük almıştı. Bu kadar önemli bir günde bari, onu bekletmemeliydi.. Ama alışmıştı artık beklemeye, zararı yok biraz daha beklerim diye düşündü. Güllerin yaprakları nedense hala yaşlı idi. Bir türlü anlamıyordu onları. Herşey bu kadar güzelken neden ağlıyorlardı ki ? İşte az sonra sevdiği gelecek, ona sarılacak, kucaklaşacaklardı...Sonra söz yüzüklerini takıp, evliliğe ilk adımlarını atacaklardı. Genç adam öyl... Devamı

Affetmenin Dayanılmaz Ağırlığı

2008-05-16 10:35:00

Bir lise öğretmeni günün birinde derste öğrencilerine bir teklifte bulunur: “Bir hayat deneyimine katılmak ister misiniz?” Öğrenciler çok sevdikleri hocalarının bu teklifini tereddütsüz kabul ederler. “O zaman” der öğretmen. “Bundan sonra ne dersem yapacağınıza da söz verin.” Öğrenciler bunu da yaparlar. “Şimdi yarınki ödevinize hazır olun. Yarın hepiniz birer plastik torba ve beşer kilo patates getireceksiniz!” Öğrenciler, bu işten pek birşey anlamamışlardır. Ama, ertesi sabah hepsinin sıralarının üzerinde patatesler ve torbalar hazırdır. Kendisine meraklı gözlerle bakan öğrencilerine şöyle der öğretmen: “Şimdi, bugüne dek affetmeyi istemediğiniz her kişi için bir patates alın, o kişinin adını o patatesin üzerine yazıp torbanın içine koyun.” Bazı öğrenciler torbalarına üçer–beşer tane patates koyarken, bazılarının torbası neredeyse ağzına kadar dolmuştur. Öğretmen, kendisine “Peki şimdi ne olacak?” der gibi bakan öğrencilerine ikinci açıklamasını yapar: “Bir hafta boyunca nereye giderseniz gidin, bu torbaları yanınızda taşıyacaksınız. Yattığınız yatakta, bindiğiniz otobüste, okuldayken sıranızın üstünde.. hep yanınızda olacaklar.” Aradan bir hafta geçmiştir. Hocaları sınıfa girer girmez, denileni yapmış olan öğrenciler şikayete başlarlar: – “Hocam, bu kadar ağır torbayı her yere taşımak çok zor.” – “Hocam, patatesler kokmaya başladı. Vallahi, insanlar tuhaf gözlerle bakıyorlar bana artık.” – “Hem sıkıldık, hem yorulduk...” Öğretmen gülümseyerek öğrencilerine şu dersi verir: “Görüyorsunuz ki, affetmeyerek asıl kendimizi cezalandırıyoruz. Kendimizi ruhumuzda ağır yükler taşımaya mahkûm ediyoruz. Affetmeyi karşımızdaki kişiye bir ihsan olarak düşünüyoruz, halbuki affetmek en başta kendimize yaptığımız bir iyilikti... ... Devamı

Kardelenin Aşkı

2008-05-16 10:34:00

Kardelenin aşkı güzel bir efsane... bu efsanenin kahramani bulundugu krallikta tüm genç delikanlilarin ve yakin tüm kralliklarda güzelligi duyulmus genç ve güzel kardelenin hayati... yüzünün güzelligi kadar kalbinin güzelligini bilmeyen yokmus... evlenme çagi gelsede bir türlü kalbinin sahini bulamamis... bu onun suçu degilmis gerçekten sevebilecegi ve asik olabilecegi biri olmasini istemesiymis... bir gün yasli bir kadindan bir efsane duymus bu efsaneye göre karli, bir okadar zor asilan daglarin ardinda kisi getiren ve beyaz örtünün gerçek sahibi bir prans yasarmis... yalnizligi seçmesinin tek nedenin kendisi için fedakarlik yapip bu soguk karlar ülkesinin kalbinde kalmasiymis... ama oysa kardelen orada çok fazla kalamazmis... okadar soguk okadar sogukmus ki bu hayalini kuran herkezi bu fikirden caydirirmis... hatta bazi cesur prensesler oraya gidip geri döndüklerini ve hatta bir dahada haber alinmadigini söylemis yalniz demis belki senin için karsi daglarin ardinda yasayan yasli büyücü sana yardim eder demis... herseye ragmen kardelen yola çikmis karlar öylesi büyülemis öylesi onu etkilemiski... mutluluktan kalbi bir kus gibi çirpiniyor ve prensi görmek için sabirsizlaniyormus... patikalari asarken karlarin güzelligi kardeleni bile saskinliga çeviren sadece bu beyaz örtü onu oldukça etkilemis... öyleki soguk bile bu güzelligi seyrettmek için durmasini engeleyememis... çok üsümesine ve zorlu yollara ragmen bir kaç gün sonra prensin yasadigi kralliga gelmis buarada prensten baska kimse yokmus... ilk görüste ask bu oolmali ki bir birlerini ilk gördükleri an sevmisler hatta asik olmuslar... fakat geçen her an kardelen için ölüm demöekmis... prens ona bunu açiklamis... burada kalmasini çok istedigini ama bunun bir çaresinin olmadigini ve asklarinin böylesi umutsuz kalacagini söylemis... ve eklemis "böylesi ruhum yaninda huzur bulmusken; bundan sonra asla baska birinin yaninda mutlu olamam ben" ve kardelende ayni... Devamı

Hobiler Hobiler